Hadislerin Meşrulaştırılması


Hadislerle Meşrulaştırma Yapılması ve Türk Modernleşmesi Süreci- “Dine ve Dinî Öğelere Yaklaşım”, “Dinî Bilincin İdeolojiye Dönüşümü Konusu Ele Alınan İncelemedir
Hadislerin Meşrulaştırılması

Hadislerle Meşrulaştırma Yapılması ve Türk Modernleşmesi Süreci- “Dine ve Dinî Öğelere Yaklaşım”, “Dinî Bilincin İdeolojiye Dönüşümü

İnsanların yeni döneme, yakın zamanda çıkardığı kelimelerden birisi de modernliktir. Modern olmaya çabalayıp, modern olduğunda ki zamanla arasında geçen süre zarfına da modernleşme süreci denir. Her milletin kendine göre modernleştiği zaman dilimi farklıdır, modernleşemeyen milletlerde vardır. Modernlik kimi toplumdan kimi topluma farklılık gösterdiği gibi genel olarak Batılılaşma olarak nitelendirilir. Milletimizin ise modernleşmeye başlaması bilhassa 20.yy’nin 2. yarısından sonraki bahsi geçen husus ihtiva eder. Türklerin modernleşmesi, batılılaşma olarak görülür. Modernliğin asıl kökenine inecek olursak Giddens’e göre modernlik 17.yy’de Avrupa’da iptida eden ve bütün dünyayı etkisi ile kasıp kavuran kitlesel yaşayış ve örgütlenme çeşididir. Weberci anlamda ise, modernlik feodaliteyi ya da orta çağları izleyen, aklın öncelik aldığı bir tarihsel dönemi ifade etmektedir. Toynbee, en genel anlamda Batı’nın dört önemli çağına vurgu yapar. 7.yy’den 11.yy’ye kadar süren Karanlık Çağ, 11.yy.’den 15.yy’ye kadar Orta Çağ, 15.yy’den 19.yy’ye kadar olan Modern Çağlar ve son olarak 20.yy’de başlayıp postmodern çağ olarak sınıflandırır. Türklerin modernleşmesine gelecek olursak çok sıkıntılı sayılacak olaylardan geçmiştir. İlk olay olarak sürecin başlangıcını Tanzimat Fermanı’nı sayabiliriz. Klasik modernleşme süreçlerinden birisidir. Tanzimat, yenileşme sürecini başlatmış, beraberinde ise İslamcılık, Türkçülük ve Turancılık akımlarınıda beraberinde getirmiştir. Modernleşmenin bizim üzerimizde bu sıkıntıların yaşanması milletimizin din anlayışından da kaynaklı olması da sayılabilir. Bence bunun asıl sebebi Batılı devletlerin kendi kültür ve değerleri ile bağdaşan özellikleri kendine benimseyerek aidiyet duygusunu ortaya çıkarmasıyla beraber, medeniyetinde barındırdığı özgünlüklerine uygun ilerlemeler kaydederek kolayca aşina oluşudur. Türkler de kendini batılı gibi görerek onların kendisine aidiyet duygusu olan değerleri almakla, birebir entegre etmek istemesi nedeniyle kendi örfi adet, gelenek, düşünce yapısı, geçmiş ve toplum yaşantısına bakmaksızın direk kendine entegre etmesinin sonuçlarıdır ki ne modern ne de modern olmayan toplum olarak arada kalmıştır. Hepsini alamadığı gibi hepsini de bırakamamaktadır. En kötü nedenlerinden birisi ise bence asimile olmak, modernliği Anadolumuz’da Batılılaşma olarak görmektir. Modernleşme denilen şey dini İslam olan her millet için İslami kaidelerle – nasıl mezheplerde hüküm verilirken farklı kaideler ortaya çıkıyorsa- kendi gelenek göreneklerini harmanlayarak ortaya koymasıdır. Ta ki sen eğer başka kişi veya kişi topluluğunun sana uygun olmayan kısmını kendine aşılarsan sancılı döneme girmemek açıkçası elde değildir. Bundan dolayı Türker’in modernleşme süreci sıkıntılı geçmiştir. Bunların sonucu olarak dini ögelere yaklaşımda paralelinde iyi olan iyi olmayanları da beraberinde getirmektedir. Kimisi kendinden bir parça görürken kimisi ise adeta onu parçalayacak bir canavar olarak görmemesi elde değildir. Bunun sonucunda tahmin edeceğimiz gibi nefret edenler olduğu üzere tam tersi bunu ideoloji edinip ardından koşan gibiler olup Türkler ’in de hoşuna gidip gururunu okşayan cihad ideolojisi en yüksek makamı arz etmektedir. Türkler ‘in İslam’dan önce de Gök Tanrı inancı da olsun göçebe yaşantısının da katkısı olduğu savaşçı ruhu hep ön plandadır. Bundan dolayı Türkler Müslümanlığın en önemli ideolojisi olan İslam’ı yayma yani cihad anlayışını benimsemesi zor olmamıştır. O zamanda ise modernleşme açısından ulemaya gelecek olursak, çok kesin bir yargı yapmamakla beraberinde yakın gören ve orta kararlılıkla bakanlar olduğu gibi tam bir anti-reformist olan ulema vardır. Ama ilerleyen süreçte dini insanların toplumdaki yetkileri kısıtlanmış, toplumda olan ahlaki deprem etkisini göstermiştir. Özellikle bu olaylar II. Mahmud döneminde olup ona gavur padişah tarzında lakaplar takmışlardır. Günümüzde de zaten etkileri hala yaşanmaktadır.

Gerçekte birebir olarak örtüşen ve bu konuda merak ile inanç üzerinden araştırma gerçekleştirme durumuna ilim denmektedir. Dini açıdan ise alimler tarafından da ele alınan ve adına alem denmiş şeklinde ifade edilmektedir. Bütün şeylerin ilime aidiyet halinde bulunması" her şeyin evveliyatla ilimle iptida etmesinden kinayedir. Misal olarak, bir araba ilk ilmi olarak hafızada tasarlanır, ardından pratik alanına aktarılır. Hafızi ve ilmi bölüm olmaksızın pratik alanı olması imkansızdır. Bir amaçla her şeyin alın yazgısına yani takdir ve tespite aidiyetlik sürdürmesi gibidir. Yani alın yazgısı takdir eder, şeyler bu takdire göre müteşekkil olur. Alın yazgısının hülasası ve temeli ise ilimdir zaten ilmin bir lakabı olur. İlim her topluma yüzükoyun girmeyip belli aşamalardan, belli seviyelerden ve tarihsel süreç ile gelmiştir ve toplum medeniyetine enjekte olmuştur. Beşerî olarak dile getirilecek olan ilim kelimesi, insanlar adına yaratılmış olan gerçeklik biçiminde öne çıkabiliyor. Her ilimde ilk önce bilgiler gelişigüzel olurken daha sonrasında sistematik bir şekilde gelişimi olmaktadır. Bu sistematikleşme oldukça da insanlara kabul ettirmek veya yaygınlaştırmak amacıyla meşrulaştırma çabalarına girilmektedir. Kimisi dini kökenli, kimisi sosyal kökenli gibi çeşitlerce muhtelif sistematikler vardır. Bu meşrulaştırma yöntemleri coğrafya, dil, din, örf-adetler ve geçmişten gelen medeniyete bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Mesela bir Türk ‘ün önceden gelen örfi adetleri ile bir Hindistanlı veya Çinli arasında dağlar kadar bu ayrımlar söz konusudur. Barışı esas olan İslam dini kökenli olan Hadis ‘in yurdumuzda ki meşrulaştırma ve meşrulaştırma sürecini inceleyecek olursak görünenden öte hem arka plan ve saydığım değerler olan gözle görünen değerler etkili olmaktadır. Türkler Müslümanlığa girdikten sonra hayatında birçok İslami bilgiler içeren farklı bilimlerle birlikte olmakla beraber Hadis ilmini de meşrulaştırmak istemektedirler. Dinin Osmanlı zamanında faaliyeti farklı zamanda, farklı şekilde olmuştur. Dindeki ulema seçimleri olsun, medreselerde ki dersler olsun Sünni yönde arttığı gözlemlenmiştir. Osmanlı ise zamanla giderek Modernleşme yani Batılılaşmasıyla beraber bulunduğu yerinden eden ve devlet kurumlarının sıkıntı çektiği süreç giderek artarak baş edilmez hale gelmiştir. Dini öğeler, kendisini ulemanın ancak ve ancak protesto yapmasıyla ortaya çıkarabilmiştir. Devleti güçlendirmek adı altında yapılan çalışmalar gene geleneksel modernleşme ile çakışmıştır. Sonuç olarak ne tam İslamlaşmışız ne de Batılı anlamında modernleşmişiz. Bize kalan ise şu an hem pratik dinimizin (din değişmez yaşayan insan değişir) ve modernliğin maalesef Postmodern dönemden kaynaklı herkese göre farklı söyleminden başka bir şeyden ibaret değildir.  Müslüman bir adama sorsan Müslümanım ama diğer yandan modernizemin akımında yaptığı, güne ayak uydurduğu çok şey var. Dini nasıl yaşıyorsun desen kendine Müslüman. Allah sonumuzu hayır eyleye.

SÖZLÜKÇE

Postmodern: Modern Ötesi.

Anti-Reformist: Düzen Karşıtı.

İptida: Başlangıç.

Müteşekkil: Şekillenmiş, Biçimlenmiş.

Meşrulaştırmak: Resmileştirmek, Kanunlaştırmak.

Muhtelif: Farklı.

KAYNAKÇA

GÜRLER, Kadir. “İktidar Din İlişkisi”. Anadolu Yay., Ankara 2020, s. 408.

ÖRDEM AYDOĞMUŞ, Özlem. “Modernite Kültürü ve Türk Modernleşmesi”. Sosyoloji Notları 2 (2018), 210-221. https://dergipark.org.tr/tr/pub/sosnot/issue/42083/474572

 

Tepkileriniz Nedir?

like
8
dislike
2
love
4
funny
0
angry
0
sad
0
wow
2

Yorumlar (1)

  • Alp G
    Alp G

    Elinize sağlık hocam, teşekkür ederiz yazılarınız devamını merakla bekliyoruz

    Cevapla

Bir Yorum Yaz